Uluslararası İlişkilerde Realizm


Teori, tanım itibariyle bilimsel yöntemlerle test edilmiş, kendi içinde tutarlılığı olan görüşler bütününü ifade eden kavramdır. Evrensel teori kriterleri test edilebilirlik/yanlışlanabilirlik, açıklık/netlik, mantıksal tutarlılık, akla yatkınlık ve veriler tarafından desteklenmedir. Basitlik, verimlilik, genele yönelik olma, öngörü farklılığı ve boşluk doldurma/hata düzeltme ise evrensel olmayan teori kriterleridir.

Uluslararası ilişkiler sahasında da devletlerin birbirlerine karşı tutumlarını anlayabilmek için teorilerden faydalanmak önemlidir. Uluslararası ilişkilerde “olan”ı inceleyen teoriler açıklayıcı, olması gerekenle ilgilenenlerse “normatif” teoriler olarak adlandırılır.

Uluslararası ilişkilerde en geniş kabul gören teori hiç şüphesiz devletlerin “güç” odaklılığı üzerinde duran “Realizm”dir.

Realizm genel hatlarıyla ele alındığında :




-Bir güç ve çıkar yaklaşımıdır. Devletler ya kendi güçlerini artırmalı ya da ittifaklar oluşturarak sistemdeki güç dağılımını dengelemelidir.
-Kökeni Thucydides’e kadar dayanır. Thucydides demokratik Atina şehir devletiyle diktatörlükle yönetilen Sparta şehir devlet arasındaki savaşları anlatan Pelopones Savaşları’nın yazarıdır. Ona göre zayıf devletler ancak söyleneni yapar.
-Uluslararası sistemde hiçbir aktör başkasına güvenmez. Birden çok aktörün olduğu sistemde güç dengeleri önemlidir. Güç, tüm değerlerden önce gelir. Devletlerin prestijlerine de önem vermelidir. Prestijli devletler çoğu zaman istediklerini güç kullanmadan da yaptırabilir. Uluslararası sistemin yapısı anarşiktir. Çıkarlar çatışırsa devletler savaşır.
-Sistemde kısa vadeli ittifaklar çok önemlidir. Hiçbir devlet bir diğerine uzun vadeli bir ittifak yapacak kadar güvenmez ama kısa vadede desteğe ihtiyaç duyabilir. Devletler kendilerini güçlendirmeyi sürdürmek zorundadır.
-Taraflar karşılıklı olarak tehdit algıladığında, birbirlerine karşı güçlenmeye çalışır. Her ikisi de eskisine göre daha güçlü olunca tehdit de öncesinden daha büyük hale gelir : “Güvenlik İkilemi”.
-Uluslararası sistem belli bir noktaya kadar hiyerarşiktir.
- Akımın temsilcilerinden St. Augustine’e göre “Birey bencildir, gerekirse çıkarı için çatışır.” Niccolo Macchiavelli de uluslararası ilişkilerin teorisinin ve pratiğinin ayrımını yapan ilk kişidir. Ona göre yöneticiler dürüst ve faziletli olmalıdır ancak zorda kaldıklarında bundan vazgeçebilirler. Ulusal çıkar, ahlakın önündedir. İnsan doğası kötüdür, gücün esas kaynağı askeri güçtür ve gerçek dünya, teoriden daha önemlidir.
-Thomas Hobbes, bu teoriye önemli katkı yapan düşünürlerdendir. Ona göre iç politikada “birey ve devlet”, dış politikadaysa “yalnızca devlet” belirleyici aktörlerdir. Edward Halett Carr ise idealizm eleştirisi üzerinden realizmin gerekliliğine ve gerçekliğine ulaşmıştır.

Thucydides: Atinalıdır.Ezeli rakibi Herodotus'tur.



Genel hatları böyle olan realizm, “Klasik” ve“Neo”  şeklinde 2’ye ayrılır :

1-    KLASİK REALİZM : Kökeni, Hans Morgenthau’nun “Politics Among Nations” adlı eserine dayanır. Morgenthau “Rasyonel Aktör” modelini geliştirmiştir. Devletlerin rastgele iş yapmayacağını düşünür. Uluslararası ilişkilerin anarşik yapısın vurgular. Devletler için güç dengesi önemlidir. Dış politikada aktörler sadece devletlerdir. Devletlerin ilk hedefi güçtür. Güç, amaçtır. İç ve dış politikayı tamamen birbirinden ayırmak mümkündür.
-          Sistemin yapısı anarşiktir. Varlığı sürdürebilmenin tek yolu gücü maksimize etmektir.
-          Devletler etnik olarak olabildiğince homojen olmalıdır.
-          Liderlerin görüşleri/inançları/yapıları oldukça önemlidir.
-          “Prestij” çok önemlidir. Neden-sonuç ilişkilerine tek yönlü bakılır. Devlet sistemi etkilese de sistem devleti etkilemez.
Hans Morgenthau: 2. Dünya Savaşı sonrasındaAlmanya'nın  bir sanayi  ülkesi olmaktan çıkarılıp tarım ülkesi haline getirilmesini ve siyasi olarak bölünmesini planlamıştır.
2-    NEOREALİZM : Kurucusu “Man, The State and War” un ve “Theory of International Politics”in  yazarı Kenneth Neal Waltz’tur. Ona göre insan doğası politikayı ilgilendirmez. Önemli olan uluslararası sistemdir. Güç dengesinden çok dehşet dengesi üzerinde durmuştur : ( Ör: Hindistan-Pakistan )
-          Güç, amaç değildir. Esas amaç “güvenlik”tir. Gücün objektif bir ölçümü yoktur. “Yapısal Realizm”i açıklamaya çalışmıştır.
-          Reinhold Niebuhr da akımın temsilcilerindendir.
-          Robert Gilpin, anarşik değil hiyerarşik yapıdan bahseder.
-          Neorelizm; basit olması, sistemi ele alması bakımından farklı olması, gücü imkanlara bağlaması,açıklayıcılığının tercihlerle kısıtlı olmaması, göreceli faydaya önem atfetmesi, öngörülerinin farklı ve olasılıklara dayalı olması nedenleri sayesinde avantajlıdır. Ancak “anarşi” tanımındaki belirsizlik, sadece sisteme odaklanması ve sistemin her özelliğini –örneğin kurumlar- dikkate almaması nedenleriyle de dezavantajlıdır.
Kenneth N. Waltz : "Nükleer silahlanma hem Kuzey Kore'nin hem de dünyanın başına gelebilecek en iyi şeydir."






Realizme Yönelik Eleştiriler: -Uluslararası sistemdeki aktörler sadece devletler değildir.
-          Realizmin tutarlılık açısından sorunları vardır.
-          Kavramların çoğu belirsizdir. ( Anarşi, hiyerarşi, güç vs. )
-          Varsayımları test edilemez.
-          Politika önerileri çelişkilidir. (Güç Artırımı x Güvenlik İkilemi )
-          Anarşi, mutlak olmayabilir.
-          Devletler her zaman üniter hareket etmeyebilir.
-          Askeri güç hem çok maliyetlidir, hem de her şey demek değildir.
                                                                         






2 yorum: (+add yours?)

Gürkan Uluman dedi ki...

çok berrak ve açıklayıcı olmuş..emeğiniz için çok teşekkür ederim...!

Gürkan Uluman dedi ki...

çok berrak ve açıklayıcı olmuş...emeğiniz için çok teşekkür ederim...!

Yorum Gönder